< >
Make your own free website on Tripod.com

İşte Geldim Gidiyorum

İşte geldim gidiyorum
Şen olasın Halep şehri
Çok ekmeğin tuzun yedim
Helal eyle Halep şehri

Sana derler Arabistan
Dört tarafın bağ u bostan
Haber geldi nazlı dosttan
Durmak olmaz Halep şehri

Aşık Garip düştü yola
Hızır yardımcısı ola
Göründü gözümüze sıla
Sen kal bunda Halep şehri


Aşık Garip

 

 

Babam

Mavi çakımlı tramway
Dubaları oynuyor
Galata Köprüsü’nün

Dar-ül-fünun talebesi
Mustafa Raşit
Halep’ten gelmiş
İdadi mezunu
Geçememiş köprüden
Paralı o zaman

Banco Commerciale d’Italiana
Pera Palas
Beyoğlu Maksim
Sanoda Müzeyyen Senar
"Ferayi’dir kızın Adı..."

Ulufe aldım
Fukara Cemiyetine
Padişahım çok yaşa

Redingotum yastık
Yatağım tahta
Rehberlik ediyordum
İranlı softalara

"Ümmidi Afil"
İlk romanım
Muharrir idim

Averoff Samsun’da
Bombardıman
Gazhane yanıyor
Bin üç yüz otuz sekiz
Tarih düşürmüştüm
Kırkın çıkmamıştı daha

Tüttür tüttür zararı yok
Mis kokulu duman
Serkldoryan

Kaldır başını bak
Ankara Kalesi’ne
Beni kodun gittin
Elâ gözlü babam


Vüs'at O. Bener

 


Otobiyografi

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.

Doğu Berlin - 11.09.1961
Nazım Hikmet Ran

 


Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri - 18 Ekim 1945

Kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«- Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın Halep şehri...»


Nazım Hikmet Ran